24 Nisan, 2008

LEFKOŞA

Merhaba,
Saat 12.55. Ve uçağımız Ercan hava limanına inmiş durumda. Yolda oğlumla bir program yaptık. Önce Lefkoşa’yı gezecektik. Pasaport kontrolünden çıkınca Lefkoşa’ya nasıl gidebiliriz dedik. Ulaşım sadece taksiyle yapılıyormuş. Bizde bir taksiye binerek, Lefkoşa’ ya doğru yola çıktık.
Her halde Lefkoşa’ya giden oğlum ve bendim. Çünkü genelde buraya kumar için gelenler olduğu için ve de reklamlarda fazlaca tanıtılığı ve magazin programlarında sanatçılardan duyulan yer olduğu için genellikle Girne tercih edilen yer. Bizim amacımız sadece turistlik bir gezi olması dolayısıyla Lefkoşa’ dan başlamak en uygunuydu.
Şoförden aldığımız bilgilere dayanarak ilk önce Lefkoşa’nın eski kurulum yeri olan kale içersindeki eski yerleşim bölgesine GİRNE KAPISI’ndan giriş yapıyoruz.


Turizm danışmanından aldığımız bilgilerle, internetten araştırıp öğrendiğimiz bilgileri birleştirdiğimizde ilk önce hem yorgunluk kahvemizi içmek, hem de yeşil hattın iki tarafını da görmek üzere Saray Otelin teras katına çıkmaya karar verdik.Yol boyunca sol tarafımızda MEVLEVİ TEKKE MÜZESİ ve DR. FAZIL KÜÇÜK MÜZESİ bize eşlik etti


Otelin teras katına çıktığımızda, Kuzey Kıbrıs, tüm mütevaziliyle karşımızdaydı. Rum kesimi ise daha yüksek binalarla karşıdan bize bakıyordu.
Kısmet olursa LOKMACI KAPISından belki bizde o tarafa bir merhaba diyebiliriz. Şansımızı denemek istiyoruz.


Lefkoşa’nın en görkemli binası SELİMİYE CAMİİ.
Lüzinyan kralları tarafından katedral olarak inşasına başlanan (1209) bina, 1326 yılında tamamlanmış. Daha sonra tamamlanamayan gotik tarzı kulelerin üzerine ikiz minareler inşa edilerek, Doğu Latin ve Osmanlı mimarisini bize sunmuştur.

Büyük Han hemen Selimiye camiinin yanında gözükmektedir.


Venedik Sütunu, Venedikliler tarafından 1550 yılında dikilmiş..eskiden üstünde St.Mark aslanı bulunuyormuş. Gri renkli sütunun Salamis’ten getirildiği düşünülüyormuş. Sütunun alt tarafında altı tane arma bulunmakta. Sütunun üzerindeki küre ise sonrada yerleştirilmiş.



Yolumuza devam etmek üzere otelden ayrılıyoruz. Yalnız benden size söylemesi, yolda karşıdan karşıya geçerken alışkanlığımız olan önce sola, sonra sağa değil, önce sağa sonra sola bakın. Yoksa kendinizi her an bir arabanın altında bulursunuz. Çünkü trafik soldan işliyor. Fakat sürat tahdidi ve kamerayla kontrol çok olduğundan hız yapan araba göremezsiniz. Kimse kimseyi geçme gibi bir derdi de yok. Korna sesi duyulmayan bir ada, Selektörlerle anlaşıyor araba kullananlar.
Bizde selektör dur ben geçicem anlamında kullanılır genelde. Kıbrıs’ta ise geçin anlamında.
İstanbul trafiğinden sonra oradaki trafiği görünce, can güvenliğimizin İstanbul sokaklarında ne kadar tehlikede olduğunu anlamak zor değil.

Yolumuz dar sokak ve caddelerde devam ederken bembeyaz, yan yana dizilmiş evlerden oluşan küçük bir mahalleye geliyoruz. SAMANBAHÇE EVLERİ. 1900’lü yılların başında yapılan ilk sosyal konut projesi. Ve hala kullanılıyor






Bulunduğumuz yolun sonu, nihayet LOKMACI KAPISI’na çıkıyordu. Çok küçük ve dar bir sokak. Toplam boyu 25 metreyi geçmez. Tabii şansımızı denemek üzere polisin yanına gittik. Karşıya Rum tarafına gitmek istediğimizi söyledik. Pasaportunuz var mı dediler. Oğlumun yoktu ama benim yeşil pasaportum vardı ve umut bendeydi. Yanılmışım, çünkü Türkiye’den ilk giderken Yunanistan’a vize almam gerekiyormuş geçebilmem için ya da AB ülkesine ait oturma izni. İkinci şansımız nüfus kağıtlarımızdı.


Başka bir memur üzerinde isim-soyadı ve uyruk yazılı matbu kağıdı doldurmamızı söyledi. Denileni hemen yaptık fakat yine hayal kırıklığı. Kıbrıs’a girişimiz birkaç saat olduğu için bilgisayara yüklenmemiş. Girişimiz gözükmediği için iznimiz onaylanmadı.
Onaylansaydı ne olurdu? 25 metre sonra Rum polisi tarafından geri çevrilecektik. Çünkü giriş yasaktı. Ancak Kuzey Kıbrıs vatandaşı ve doğumlusu olmanız gerekiyormuş. Böyle olmasına karşılık eğer sistemler güncellenmiş olsaydı bu 20–25 metrelik yeri geçmiş ve dönmüş olacaktık. Bunu polis bıkmadan yapıyor, amaç yıldırma politası olsa gerek. Zamanla ne olur bilemem. Ama polis bıkıp usanmadan bu evrakı hazırlayıp geçmek isteyenlere verecek ve Rum polisi de aynen geri gönderecek. Böylelikle bizim Lokmacı kapısı düşümüz sadece karşıdan bakmakla yarıda kaldı.



NOT: Lefkoşa gezimiz Ledra Palas’ta devam edecek.


Yasemin Gürtürk
16/ Nisan/ 2008










Etiketler:

0 Yorum:

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

Bu yayına verilen bağlantılar:

Bağlantı Oluştur

<< Ana Sayfa