22 Eylül, 2008

AH İSTANBUL !

Felekten kaç kez birgün çalabiliriz acaba? Geçtiğimiz haftasonu galiba ben bunu yaptım. Hem de bir değil iki gün çaldım.
Yıllardır yaşadığım şehirde, kalabalıktan kargaşadan, çarpık yapılaşmadan bıktığım günler çok olmuştur. Ve bu durum beni günlerce, belki de aylarca evden çıkmamama sebep olmuştur.İşte bunu kırarak, bu hafta sonu istanbul’u gezmeye çıktık ailemle ve misafirlerimizle. Belki de benim çıkmama sebep oldu misafirlerim, ama ne de iyi oldu.Galiba istanbulu yeniden keşfetmeye karar verdim.
İlk gezimiz boğaz turu yapmakla başladı.Yıllar evvel çıktığımda İstanbul’un yeşilinin yavaş yavaş yok olduğunu görmek içimi acıtmıştı. Belki bu yüzden küstüm bu şehre.

Vapura binip Eminönü iskelesinden ayrılırken içime yine hüzün çöktü.’’Kalan yeşil var mıydı, görebilecekmiydim acaba’’ diye. Yol boyunca izlediğim, bir inattı sanki. Yeşilin binalara, gökdelenlerin yeşile inadı.
Ama yine çok güzel boğaz, usul usul akıyor incitmeden yalıları.


Ortaköy’de yanan ve kendi haline terkedilen 2.Abdülhamit’in kızı Fehime Sultan yalısını (Gaziosmanpaşa ortaokulu) görünce içim birkez daha burkuldu. Hem eğitim hizmetine, hem kültür ve turizme vurulan büyük darbe! Birileri rant elde edecek diye, kaybolan mimari. Yazık oldu, hem de çok yazık.






Dolmabahçe Sarayı, Ortaköy camii, Beylerbeyi sarayı, Küçüksu kasrı nefes alıyopr boğazda




Son durak Anadolukavağı.
Vapurdan iner inmez YOROS Kalesi’ne çıkıyoruz, tırmanarak.
Manzara bir harika.Uzaktan İstanbul, hemen dibinde İstanbul boğazı, öpüşüyor Karadenizle.

Yoros kalesi, Cenevizliler zamanında yapılmış olduğu söyleniyor. Ayakta kalan kulelerin her ikisinde mermer üzerine kabartılmış, yarım ay şeklinde hilal içinde uçları tomurcuk olan haçlar vardır. Her iki mermer kabartmaların etrafında grekçe harfler var. Birşeylerin kısaltması olsa gerek.





Evet manzara çok güzel ama, o kadar turistin öncelikle görmek için nefes nefese çıktığı Yoros kalesinin içi berbat. İçilmiş ve atılmış pet şişeler, naylon poşetler.çalılıklar ve dikenlikler, utandım. Vapurdan inen enaz 500 kişi turiste karşı utandım.Yokuş boyunca sıralanan kafe ve lokantalar güzel. Gelen turistlerden kazancınız da iyi. El birliği yapılas da oralar temizlense sizin için daha iyi olmaz mı acaba?
Gezi vapuru 17 YTL. Bunun karşılığı sadece vapur gezisi. Verilen her hizmet ücrete tabii.İDO’ya küçük bir öneri,Kanlıca iskelesinden yüklenen meşhur KANLICA YOĞURDU, satılmasa da, turistlere ikram edilse, hem bir jest olur, hem de Kanlıca yoğurdu tekrar tarihi kazanır.Günde birkez yapılan gezi vapurundan inen turistlri kendi lokantalarına kapmak isteyen çığırtganlar.Siz de o kadar sıkıyorsunuz ki turistleri, dünyanın belki de hiçbir yerinde
görmedikleri bu davetkar tavrınız onlara komik geliyor.Bırakın, dükkanlarınızın önündeki menüleri ve fiatları kendileri okusunlar, nerede ne yemek istiyorlarsa kendileri karar versinler.
Küçük bir köy kahvesinde yediğimiz ekmek arası balık, ardından içtiğimiz sıcak demli çay, yorgun ayaklarımı, yorgun gönlümü dinlendirdi.
Dönüş için vapura bindik.Yine yeşilin inadını seyrettim yol boyunca.
Diren yeşil,diren. Verme arazini, ağzından su akan müteahhitlere. Verme arazini gökdelenlere, kulelere.
Sen yeşilinle kal İSTANBUL. Nefes ver bize, tarih ver, güzellik ver.

Yasemin Gürtürk
22/Eylül/2008



Etiketler:

0 Yorum:

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

Bu yayına verilen bağlantılar:

Bağlantı Oluştur

<< Ana Sayfa