01 Mart, 2009

ÇOCUKLUK ANISI - Mim konusu

Blog arkadaşımız, öğretmenimiz, latife hanım (http://laguer90.blogspot.com/) beni mimlemiş. Biraz zaman geçti cevaplamak için önce özür dilerim.

Konu çok güzel "çocukluk anılarınız".


Hepimizin çocukluğundan ne kadar çok anı vardır kimbilir?
Tatlıydı o günler.Hatırlarken hepimizin yüzünde oluşan, gerilere dönük gülümsemelerle dolu.
Şimdi bu yaşta düşündüğümde, sorumluluk yüklenmemiş omuzlar, ekmek elden su gölden günler.
Bazen de acı anılar kaplar çocukluğumuzun bazı dönemlerini, anılması zor gelir yüreğe.
Çocuk aklında atılması zor izler bırakır.
Bende bırakan en büyük iz duygusal olandır. Asla kız arkadaşım olmadı benim çocukluğumda. :((
Hep imrenmişimdir bayan arkadaşların "çocukluk arkadaşım" diye bahsettiklerine.
Sokağımızda benim yaşımda hiç kız çocuğu yoktu ve ben hep erkek çocuklarla arkadaşlık etmek zorunda kalmışımdır.

Ve benim çocukluğum.
Beni kime sorarsanız yaramaz bir çocuk olduğum söylenir.

İtiraf ediyorum evet çok yaramazdım. Hani bir kız çocuğundan beklenmeyen, ele avuca sığmayan bir çocukluk yaşadım.
İyi ki de yapmışım bu yaramazlıkları. Şimdi yapmaya kalkabilir miyiz?

Size yaramazlık anılarımdan anlatmak isterim.
Herkes ip atlarken, bebekleriyle oynarken, benim bunları oynayacak kız arkadaşım olmadığı için,
biz erkek arkadaşlarımızla, çocuk dilinde "savaşçılık" oynardık. Oyuncaklarım arasında tabancalar, kılıçlar vardı hep.
Ben kızılderili olmayı severdim en çok. Belki kız çocuğu olmamdan kaynaklanan, renkli boyalarla yüzümü boyamak hoşuma giderdi.

Ağaç tepelerinden, İznik bizans surlarından atlamak vız gelirdi cesur savaşçıya.
(Bilemezdim ki o zaman hayat zaten bir savaşmış, hiç bitmeyen.)
İşte yine böyle savaş anında, surların üzerinde İznik'i düşmanlardan korumak için savaşırken,yaralandım karşı ordu tarafından.
Misansen o kadar gerçek olmalıydı ki, kendimi biraz yüksek bir surun üzerinden yere attım.
Vee gerçekten yaralandım. Günlerce ayaklarımdaki yaralar, bedenimdeki bereler geçmek bilmedi.
Yaralarımın üzerini temizleyen anneciğim, sargı bezini bazen çıkartmada zorluk çekerdi.
Çok canım acırdı, ama dişimi sıkardım, bir savaşçı asla ağlamazdı.
Yarasız beresiz asla eve dönmezdim.Ama hiç ölmedim hep savaştım, yaralandım ama nedense ölmedim:))

Annemle ev gezmelerine gitmeyi hiç sevmezdim.Sırf götürmesin, "bıktım senden" desin diye,
gittiğimiz evde ikram edilen çayları ufak bir parmak hareketiyle yere dökerdim. Yada ev sahibini mahcup etmek için kolonya,
peynir-ekmek isterdim.
Annem bununda çaresini bulmuş, bavul gibi çantayla gezmeye giderdi. Gak dediğimde kolonya, guk dediğimde peynir-ekmek çıkardı çantadan.

"Acaba korkutursak yaramazlık yapmaktan vaz geçer mi" düşüncesiyle büyükçe bir kabaktan "öcü" hazırlanmıştı bana. Rahmetli ciciannem(amcamın karısı)
kaş ağız burun oymuş, içinede minik el feneri yerleştirmiş.Başına örtü örtmüş bir uzun çubuğun ucuna takmıştı.Karanlık olduğu zaman bahçe penceresinden bana gösterirlerdi. "Yaramazlık yapma bak öcü seni almaya geldi" derlerdi.
Bir savaşçı hiç birşeyden korkmazdı.

Ailem en sonunda biraz uslanırım diye, beni ayakkabı tamircisine çırak olarak verdiler. Bakar mısınız çözüme.
Ben bir kız çocuğu olmama rağmen, erkek oyunu olan savaşçılık oynamayayım diye, beni erkek mesleği olan ayakkabı tamirciliğine veriyorlar.
Onlar bile ne yapacaklarını şaşırmış.:))


Anlatacak o kadar çok anım (yaramazlıklarım) var ama, çok uzatmıyayım.
Çok güzel ve hareketli bir çocukluk yaşadım ve de çok mutlu.
İyi ki yaşamışım. Şimdi ki çocuklar bizim oynadığımız hiç bir oyunu bilmiyorlar.Onların adına üzülüyorum.


Yasemin Gürtürk

Etiketler:

0 Yorum:

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

Bu yayına verilen bağlantılar:

Bağlantı Oluştur

<< Ana Sayfa