03 Nisan, 2008

MİSAFİR

Hepimizin evinde bulunan ama, mümkün olduğunca da ellenmeye, kullanılmaya kıyılamayan eşyalarımız vardır.
Misafir odası, misafir havlusu, misafir çarşafı, misafir yemek takımı, misafir terliği diye devam edip giden, sadece misafirden misafire çıkartılan, bizim kullanmamıza izin verilmeyen eşya silsilesi.

Çocukluğumda misafir kelimesinin anlamı da farklıydı. Teknolojinin bu kadar ileri olmadığı tarihlerde postacının getirdiği bir mektup veya telgraf, bizi sevinçlere boğardı, havalara uçardık misafir gelecek diye. Hazırlıklar günler evvelinden başlardı. Şimdi o heyecan, o dostluklar, o misafirler pek kalmadı. Teknoloji geliştikçe ne mektupların tadı kaldı, ne misafirliğin,
Sabah atlıyorsun uçağa hop ordasın. Bir kahve iç, bir iki alış veriş yap derken akşam yine evindesin.

Oysa eskiden misafir gelecek diye, titizlikle kenarda bekleyen eşyalar dolaplardan çıkartılır, kullanılır, sonra tekrar yerine kaldırılırdı. Özeldi onlar, itina ile yıkanır, ütülenirdi dantelli patiska çarşaflar. Bir dahaki misafire kullanılmak üzere, lavanta torbalarının yanına konurdu.
Ya havlular, bembeyaz olurdu genelde. Kendimize renkli olanları kullansak ta, misafirinki özellikle beyaz seçilirdi, temizliğin tek rengiydi o.
Misafir odası, oturulmaya kıyılmayan koltuklar, dantelli sehpalar, el dokuması halılarla döşenirdi. Misafir gelince açılır, oturulur, misafir gittikten sonra temizlenir, kapısı kapatılırdı. Bir dahaki misafir gelip de açılıncaya kadar.

Annemden kalma bu alışkanlıkların çoğunu bende evlendikten sonra kendi evimde yapmaya başladım. Çeyizimden ayırdığım en güzel eşyaları, misafire kullanmak üzere ayrı bohçalarda saklardım. Hani ya ben evde yokken yanlışlıkla alınıp kullanılmasın diye.
Sadece annemin evinden tek bir şeyle ayrılıyordum, misafir odası. Bizim evimizin ayrı bir misafir odası hiçbir zaman olmadı. Hep nohut oda bakla sofa evlerde oturduğumuz için, salonu misafirle paylaşmak zorundaydım.


Dün hayatımdaki bu alışkanlıklara veda etmeye karar verdim. Önce, her şeyin güzelini evimizde ailemle birlikte kullanmaya hakkımız olduğunu düşündüm. O yüzden bir yerden başlamalıydım. Önce misafir çarşaflarının olduğu bohçayı açtım. Mis gibi lavanta kokulu, anneciğimin elleriyle ilmek ilmek ördüğü dantelli çarşafları bir güzel yatağıma yaydım. Sonra da geçip karşısına baktım, ‘’işte benim çarşaflarım’’ dedim. Sonuçta ben de misafir değimliyim bu hayatta. Bir gün ansızın gitmeyecek miyim?

Sonra havluları aldım. Bir bana, bir eşime, bir de oğluma. Bembeyaz, sabun kokulu Bursa havluları.

Akşam yemeğinin saati yaklaşıyordu. Beyaz masa örtüsünü yaydım, üzerine de kırmızı gül desenli yemek takımlarını koydum. Tazesini hemen bulamadığım için, sahte güllerin olduğu vazoyu da birbirimizin görüş alanını kapatmayacak şekilde masanın bir kenarına koydum.
Bardaklarım uzun senelerdir bizimleydi ( ne kadar dikkatli kullanmışım). Ama takım tamam değildi, kiminden iki tane, kiminden beş tane kalmıştı. Koşarak yakınımdaki zücaciye dükkanına gittim. Tabaklarıma uygun bardak seçmeye başladım. Bugün büyük misafir bizdik.
Arsızlığım tuttu, değişik renklerde üç takım bardak aldım.

Dönüşte pastaneye uğradım. Altın tozuyla kaplanmış pasta bizim için çok lüks olacağından, en cevizlisinden baklava aldım. Bu kadar güzelliğin ardından ağzımız da tatlanmalıydı.

Kapının zili çaldığı zaman, eskiden misafirin, bu akşamdan itibaren eşimin olacak olan terlikler kapının yanında giyilmeyi bekliyordu.
Son kez aynaya bakarak kendime çeki düzen verdikten sonra, gülen yüzümle kapıyı açtım. Küçük bir sohbetten sonra yemeğe geçtik. Keyif yapma zamanıydı bu akşam. Bardaklarımıza birer duble de rakı doldurduk. Radyoyu açtım, sanki bizim hoş bir gece geçireceğimizi biliyormuş gibi, şu şarkıyı çalıyordu
.’’gözleri aşka gülen taze söğüt dalısın/ gel bana her gece sen gönlüme dolmalısın/ tatlı gülüş pek yaraşır gözleri ömre bedel/ ah ne güzel ne güzel seni sevmek/ ah ne güzel ne güzel’’


Ve o akşamdan sonra her şeyimi kullanmaya karar verdim. Bu misafirin, bu benim diye ayırmadan hepsini aynı dolaba yerleştirdim.

Yerleştirdim yerleştirmesine ama yine de ne olur ne olmaz diye, bugün yeni bir nevresim takımı aldım koydum kenara. Bakarsınız aniden bir misafir geliverir.

Yasemin Gürtürk
3/ Nisan/ 2008

Etiketler:

1 Yorum:

saat: 3:52 ÖS , Blogger Kazilar dedi ki...

See please here

 

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

Bu yayına verilen bağlantılar:

Bağlantı Oluştur

<< Ana Sayfa