30 Ocak, 2009

KELEBEKLER ÖZGÜR'DÜ

Baharın gelmesini hiç bu kadar özlememiştim.

İlkokula gittiğimiz yıllarda, sınıfımızın duvarında mevsimleri ve ayları gösteren çizelgeler vardı.

Sonbahar,Kış, İlkbahar ve Yaz
Tıpkı yaşadığımız hayat gibi. Gerçi çizelge sonbahar'dan başlar hep.Şimdi benim içinde olduğum yıllar gibi.
Oysa hayat ilkbaharla başlar, kışla biter.
Çizelgede her mevsim ayrı resmedilirdi.

Sonbahar;
Ağaçlarına yavaş yavaş veda eden, ederken de sararan ve solan, istemeden de olsa ondan
koparak yerlere düşen yapraklarla.

Kış;
Havuç burunlu, kömür gözlü, boynunda atkısıyla kardan adamla.
İlkbahar;
Uçuşan kelebekler, çimenlerde koşuşturan yeni doğmuş kuzularla.
Yaz;
Şemsiyenin altında güneşlenen bir kız ve denizle.



Mevsimler o kadar değişti ki. Fazla yağmayan yağmurlar, kar'ı unuttuğumuz kış ayları,
Zamansız çiçek açan ağaçlar, cilt hastalıklarından tutunda kansere kadar varan hastalıklara sebep olan güneş.
Dünya toplumu olarak elele olduğumuz, hep birlikte birşeyi paylaşmayı becerebildiğimiz
tek şey sanırım, çevreyi kirletmemiz oldu.
Adına da küresel ısınma dedik. Soluduğumuz havayı berbat ettik. Sebzeyi meyvayı kendi doğallığından koparttık, genetikleriyle oynadık.


Lahananın amcasının oğlunu, biberin teğzesinin kzını, kırmızı domatesin sarışın kuzenini, karpuzun kabaklısını yarattık.
Hayatımıza hormonu o kadar soktuk ki, pazara, markete gittiğimiz zaman bile hangi mevsimde olduğumuzu şaşırıyoruz.


Hamile kadınlar bile aş ermeyi unuttu küresel ısınmada. Çünkü herşey var.
Ablamın hamileliğini hatırlıyorum.
Yıl 1973-1974.Mevsim kış ve ablamın canı karpuz istiyor.
Aileye gelecek ilk torun, tekmeliyor ablamı karpuz diye.
Dört tarafa haber salındı padişahın fermanı gibi.
Ne Adana'sı ne Ankara'sı, ne Mersin'i, babamın ne kadar şoför arkadaşı varsa seferber oldular.
Uzun zaman sonra Adana halinden yarısı çürümüş karpuz bulunup gelindi.Bir kese altınla mükafatlandırıldı getiren.
Evet, yok ya bulunan da oldukça pahalı, bu yüzden yüklü bir para verildi.


Şimdi öyle mi? Canın ne zaman birşey istese, hemen köşe başındaki markete git. Renga renk ne istersen var.
Birtek bademi (çağla) yapamadılar aman duymasınlar.
Doğanın dengesi iyice değişti.


Konu doğa olunca ne kadar konuşulacak şey var aslında.

"Baharı özledim" demiştim başta nerelere geldik.
Aslında daha çok şey yazılır, anlatılır, ama benim bu akşamki yazım bahardı.
Baharda öten kuşlar, baharda rengarenk çiçekler, mis bibi toprak kokusu ve o çiçekten öbür çiçeğe uçan kelebekler.


Kelbeklerin, yaşamımız için gerekli olan meyva ağaçlarının, ekili bitkilerin ve de yaban çiçeklerinin tozlaşmasına ne kadar katkı yaptığını ve bunu kolaylaştırdığını biliyor musunuz?

Kelebekler, doğal ortamın en güzel renklerine sahip uçanlarıdır.

Türkiye' nin ise en görkemli dağ kelebeği Apollon'dur.Fakat ne yazık ki, küresel ısınma kelebekleri de etkiledi.
Nesilleri azaldı.Var olanlarda daha yüksek tepelere kaçmakta.
Zaten bir aylık ömürleri olan Apollon kelebekleri maalesef yok olmakta.
Ellerinde fileli kepçeleriyle, kelebek kolleksiyoncuları bile kalmadı. Zaten olmasınlarda.
Çok az
türü kalan kelebekleri, bir de onlar tamamen yok etmesinler.
Sonra meyvaları, bitkileri kim tozlaştıracak. İyice hormonlara terk edeceğiz ekili alanlarımızı.
Hoş, koca koca binaları yapmaktan ekili alan da kalmıyor ya.
Suni döllenmeyle ve genetiğiyle oynanmış sebzeleri meyvaları yemek istemiyorsak, kelebeklere dokunmayalım.



Nesli tükenmekte olan Apollon' u Uludağ'ın zirvelerinden ovalara inmesini sağlayalım.
Eski özgürlüklerine kavuşturalım.

Bahar gelince, kelebeklerin uçuştuğu çimenlerde yuvarlanmak istiyorum.



Yasemin Gürtürk
29/Ocak/2009

Etiketler:

0 Yorum:

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

Bu yayına verilen bağlantılar:

Bağlantı Oluştur

<< Ana Sayfa