09 Şubat, 2008

GELECEĞİMDEN KAYGI DUYMAK İSTEMİYORUM



Bir toprağın sınırları üzerinde yaşayan tüm insanlar, tek hukukta yaşamak zorundadır.Dolayısıyla biz,demokratik bir hukuk devleti olduğumuza göre, yasalara uymak zorundayız.Çok hukuklu değil, tek hukuklu bir devletin fertleriyiz.


Laik bir ülkede doğdum, laik bir ülkede yaşıyorum ve bu ülkede de ölmek istiyorum.


Hepimizin dedeleri, babaları, hatta nineleri bu toprağı kurmak için, kanlarını dökmüşler, kayıplar vermişler ve bize bu toprakları kazanarak emanet etmişlerdir.
Tarihin sayfaları arasında gezindiğimiz zaman, hepimizin kanlarını bir yerlerde mutlaka görürüz.


Büyük büyük dedem Silistre kalesi komutanı Gazi Musa Paşa, Silistre müdafasına katılmış, Silistre topraklarını ruslara karşı korumak ve kazanmak adına ordusuyla birlikte mücadele vermişve kazanarak şehit düşmüştür(1854).


Dedem,Mehmet Rüştü Bey(Karaoğlu), Fransa'da ziraat okulunu bitirdikten sonra Türkiye'ye dönmüş ve iznik'e yerleşmiştir.Savaşları yaşamış,Kuvay-i milliye teşkilatında görev almış, cumhuriyetimizin kurulmasında aktif rol almış, sonra belediye meclisinde çalışmış ve belediye başkanlığı yapmıştır.


Son günlerde yaşanan tatsız olaylar, beni ne kadar rahatsız ediyorsa, bu toprakları kanlarıyla, canlarıyla kazanarak bize emanet eden şehitlerimizi de yattıkları yerde o derece rahatsız etmektedir.


Din dayatılmaz, Yaşanır


Aile büyüğüm bir anısından söz etmek istiyorum.

Dedem Mehmet Rüştü Karaoğlu , başında fesiyle gezen, hafızlık yapan,dinini iyi yaşayan ilerici bir zat.Ülkede, abdülhamid'e karşı ayaklanma sürecinde.Mehmet Rüştü bey'de İstanbul'da.

Aydınları hazmedemeyen yobazlar (31 Mart 1909) yılında ayaklanıyor.İstanbul yobazlar tarafından ele geçiriliyor, kan gövdeyi götürüyor.Bu karmaşanın içersinde dedem, canını kurtararak günlerce aç susuz, gündüz saklanarak, geceleri yaya yol alarak İznik'e ulaşıyor. Başındaki fesi atarak'' böyle bir rejimde fes takarak dini böyle yaşamaktansa, ne hafızlık yaparım ne de din adına çalışırım'' diyerek kuvay-i milliye teşkilatına katılmış, cumhuriyetin kurulmasında canla başla çalışmıştır.
(Ahmet Altan'ın İsyan Günlerinde Aşk kitabını okurken, sanki dedem Mehmet Rüştü bey, sayfaların arasından bana gülümsüyordu.)


Günümüze gelince.Emin Çölaşan'ın bir yazısında dediği gibi;Bilinen tek şey: İrtica geçmişte açıktan tavır koyar, isyan ederdi. Günümüzde ise irtica "demokrasi" kavramının ardına sığınarak devletin kurumlarına, belediyelere ve özellikle eğitime çöreklendi. Din bezirgánlığı ve din tüccarlığı, devlete ve ülke yönetimine açıkça egemen kılındı. Hortumların ve cukkaların çoğu artık -ne acıdır- dinimiz kullanılarak yapılıyor.


Türban konusundan rahatsızlık duymaya başladım.Yasa değiştirmeye kalkan,Kılıflarına uydurmak için de ''başörtüsü'' demeye başlayan bu topluluktan rahatsızlık duyuyorum.

Ben annemin, anneannemin. babannemin örtündüğü eşarpa, başörtüsüne, yemenisine el sürdürtmem.Ben,kanlarını akıtan, bu uğurda canlarını veren atalarıma hesap vermek zorundayım.Ben, benden sonraki neslime, çocuğuma, torunuma hesap vermek zorundayım.

Atalarım bana ''bu cumhuriyeti sana bu şekilde mi emanet ettik? Sen çocuklarına nasıl hesap vereceksin?'' demezler mi?Çocuklarım, torunlarım ''aldığın emaneti bize bu şekil de mi veriyorsun?'' demezler mi?


Tarih tekerrürden ibarettir.Duyulan ayak sesleri midemi bulandırdığı gibi, Cumhuriyetimizin devrimlerine zarar vereceğinden korkuyorum.Tekrar 31 Mart'ı yaşamak istemiyorum.
Ben Mustafa Kemal'in güvendiği, çağdaş bir dünyada yaşayan, çağdaş giyinen bir türk kadınıyım.Bundan da gurur duyuyorum.

Ancak, dincilerin değil, dindar insanların olduğu bir toplumda dinimi yaşamak istiyorum.


Laik bir toplumda, şahsımında layık olduğu şekilde yaşamak istiyorum.


Geleceğimden kaygı duymak istemiyorum.


Bu yüzden de;Cumhuriyet devrimlerinden asla vazgeçmiyeceğime, kanımın son damlasına kadar da mücadele edeceğime söz veriyorum.

NOT: Üstteki resimde önde oturan sağdan üçüncü dedem Mehmet Rüştü Karaoğlu'dur.


Yasemin Gürtürk


9/Şubat/2008

Etiketler:

05 Mayıs, 2007

GURUR

Türkiye koşuyor,Türkiye coşuyor.14 Nisan'da başlayan Tandoğan Cumhuriyet mitingi, Türkiye'yi dalga dalga sarmaya başladı.29 Nisan'da çağlayan'da milyonlarca insanın coşması,5 mayıs'ta Manisa ve Çanakkale' de devam etti.Bunun sonu olmayacak.Halk uyandı, halk birleşti, halk tehlikeyi farketti ve halk konuştu.Yıllarca gösterdikleri sabır taştı artık.Geleceğinden endişe eden herkes, sesini yükselmeye başladı.
İstanbul'daki mitingde oradaydım.Orda olmak zorundaydım.Atalarıma olan borcumu ödemek için orda olmalıydım.Silistre müdafaasında kalesini şanla koruyan, kale komutanı Musa Paşa'nın ikinci kuşak torunu olarak orda olmak zorundaydım. İstanbul'da yobaz isyanında kendini zor kurtarak, günlerce dağ tepe demeden yürüyerekİznik'e gelen ve başındaki fesi atan Mehmet Rüştü'nün torunu olarak orda olmak zorundaydım.Gözyaşlarım mutluluktan akıyordu.
Bugün belki Manisa'da ve Çanakkale'de değildim. Ama yüreğim oradaydı.O coşkuyu orada olmuş kadar hissettim benliğimde.Çanakkale'de verdiğimiz şehitlerimizin,gazilerimizin topraklarındaydı yüreğim.Çolak Hasanların, kör Ömer'lerin kanından gelen yüreğim oradaydı o çoşkunun içindeydim.
Ellerinde kırmızı beyaz bayraklarıyla Türkiye'min dört köşesini saran Cumhuriyet sevgisini taşıyan halkım uyandı artık.Meydanlarda birlik beraberlik çağrısı konuşmaya başladı.Halk sesini çıkartmaya devam edecek.Temennim bu yüksek seslerin artık susmaması. Çok renkli halkın çok sesliliği gibi, sandıklarda da kendini belli edecektir.Huzur biz insanlar içindir. Bütün günlerimizin huzuru için, çocuklarımızın huzuru için 1 mayıs'ların huzuru için bahar açtı artık.Yapanın yanında kar kalmayacağı günlere.

Yasemin Gürtürk
5/mayıs/2007

Etiketler:

21 Ocak, 2007

HEPİMİZ SUÇLUYUZ

Anadolu toprakları kurulduğundan beri, üzerinde çeşitli medeniyetler barındırmış.Alevisi, kürtü, ermenisi, yahudisi, süryanisi, müslümanı. Bu günlere kardeş duygular içinde gelmişiz.

Mutlaka hepimizin evinin yanında bir başka dinden, bir başka inanıştan yada bir başka siyasal görüşten komşumuz vardır. Aynı masaya oturmuş, sohbeti paylaşmış,kahve içmişizdir.Nedeni tek bayrak altında toplanmamız.Bu bayrakta bu topraklarda hepimize yeter.

Şimdi neler oluyor bize? Bunca yıldır kardeş gibi yetiştiğimiz insanlara bakış açımız neden değişiyor?

Paylaşılmayan ne? Neden düşmanlaştık, ne oldu bize?
Konuşmayı paylaşamıyoruz,düşünceyi paylaşamıyoruz.''bizim gibi düşünmeyen bizden değildir''mantığıyla yaşıyoruz.

Konuşan, fikrini, düşüncesini söyleyen aydın insanlar susturulmaya çalışılıyor.
Kimler susturuyor;cahiller.

Elleri kalem yerine tabanca tutan, beyinleri fikir yerine düşmanlık üreten,bedenleri koşmak, yenişeyler üretmek yerine maşa olarak kullanılanlar.

Peki bunun suçlusu kim?

Belki hepimiz.

Önce dinlemeyi öğrenmedik, sadece suçlamayı bildik. Öğrenmeyi denemedik, bize öğretilenlerle yetindik. Okumadık, yorumlamadık,tartışmadık.Tartışmayı bilemEdik, kavgaya dönüştürdük şavaş sandık.Hep korktuk, korkutulduk.

Eli kalem tutanları, başlarındaki ışığı etrafa yayanları vatan haini, düşüncesini söyleyenleri suçlu ilan ettik.
Daha da ileri gittik,görsel medyada flaş haberler yaptık.Köşe yazılarında veryansın ettik.Hep bize uymayanları suçladık, yazdık, çizdik, gösterdik.

Şimdi ne yapıyoruz?
Önce kötü diye yazıp,sonra kurşunlayıp, sonra da ''biz yanlış bilmişiz böyle değilmiş'' mi diyeceğiz*Dedik zaten ve belki de demeğe devam edeceğiz.İşte bu yüzden hepimiz suçluyuz.
Ellerimizi başımızın arasına alıp düşüneceğimize, şapkamızı önümüze koyalım.

Bırakın ışıklar sönmesin. Rengarenk yansın ışıklar. Her renk ışığın görüntüsü başkadır. Siz hangi rengiseverseniz onu yakın.
Ama bırakın, diğer ışıklar kararmasın, sönmesin.Kör kurşun girmesin ışığın camından.Eller kalem tutsun.Düşünceler çiçek gibi açsın.Kuşlar uçsun özgürce, dostluğa.

Kendimize gelelim.Dedelerimizin komşuları bize emanet.Onları bağrımıza basalım.Bu topraklar hepimizin, bu bayrak hepimizin.

Yasemin Gürtürk

Etiketler:

11 Ocak, 2007

SAKINCALI

Saddam'ın asılmasının ardından son günlerde gazetelerde ardı arkasına Türkiye'deki idamlar konu ediliyor.
Bu idamlar gerekli miydi yada etiğe uygun muydu tartşmalarının yanı sıra, idamların yapıldığı andaki fotoğraflar gazete manşetlerinde yer alıyor. Peki bu resimlerin bu kadar gazete manşetlerinde yayınlanması doğru mu.
Her ne kadar okuyan bir toplum olmadığımız söylensede, bence bu resimlerin hergün boy boy gösterilmesi sakıncalı.
Gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinde karşılaştığımız o kadar çok olay varki: seyrettiği flimde aktörün camdan atlayışını taklit eden çocuk hayatını yitirdi, kurban bayramında koçun kesilmesini seyreden çocuk kardeşini kesti, töre dizilerini seyreden ailenin dramı gibi örnekleri çoğaltmak mümkün.
Böyle seyrettiğimiz yada okuduğumuz olayları örnek alarak tatbik eden bir toplumda, bu idam resimlerinin sansürsüz yayınlanması ne kadar doğru?
Korkarım, birgün gazetelerde kendini asmıs insan resimleriyle karşılaşmayız

Yasemin Gürtürk
11/ocak/2007

Etiketler:

26 Aralık, 2006

MEDENİYET VE ÖZGÜRLÜK

Bursa'nın İznik ilçesi Roma,Bizans,Selçukluve Osmanlı medeniyetlerini içersinde barındırmış,dini merkezlik ve başkentlik yapmış bir ilçedir.
Dolayısıyla buralarda yapılan kazılar neticesinde ,bu medeniyetlere ait çeşitli tarihi eserler yeryüzüne çıkartılmış ve bunlar ,gerek İznik Müzesinde(Nilüfer Hatun imarethanesi),gerekse açık müzelerde( ve hatta başka ülke ve şehir müzelerinde )sergilenmektedir.
Çocukluğumdan beri görmüş olmama rağmen,lise yıllarımda ressim ve sanat tarihi öğretmenlerim (sayın Eyüp Ömer Yüksel ve Nejat doğramacı) sayesinde bu eserlere farklı gözlerle ve sanat açısından bakmayı öğrendim.Derslerimizin çoğu bu tarihi eserleri gezmekle ve tarihimizi tanımakla geçmiştir.Lahitler,sikkeler,çömlekler,çiniler ve heykeller.
İznik Müzesi gibi diğer müzelerde de bunlar mevcuttur.O şehrin medeniyetini arkeoloji müzelerini gezerek öğrenebiliriz.Bu müzeleri gezen yerli ve yabancı turistler bunları hayranlıkla ve merakla izlerler.Ama seyrederken akıllarına asla cinsellik gelmez(İznik Müzesinde Kafası olmayan çıplak erkek heykelleri vardır).
Anadolu,Türkiye cumhuriyeti kuruluncaya kadar ne medeniyetler görmüş,ne savaşlar geçirmiştir.Bu yüzdende Anadolu medeniyetler ülkesi olarak bilinir.
Yıllarca bu sanatın içinde yaşamış,bunu kitaplara konu etmiş,dünyaya adını duyurmuş bir milletin çocuğu olarak gurur duyuyorum.
Ancak hangi zihniyet/se sanatın sanat olmaktan çıkartılmasını,bunu tükaka gibi gösterilmesini ister gibi bir hal alıyorlar.
Vatandaşlık Bilgisi kitabından çıkartılan Eugene Delacroix'in ''Halka Yol Gösteren özgürlük''resminden bahsediyorum.
fransız Devrimini sembolize eden bu resim,çocukların ruhsal durumlarını bozabilir düşüncesiyle mi,yoksa Fransaya,karşı düşünce taşıyan kişilerin işgüzarlığından mı kitaplardan çıkartıldı anlıyamadım.
Savaş sırasında elbisesi parçalanmış bir kadının göğsü gözüküyor diye çıkartılmanın yerine ,keşke bir boyayla çarşaf giydirilseydi diye düşünmedim değil(tıpkı barby bebeğe türban takıp eline seccade verilerek yapılan okul çantaları gibi).
Özgürlük kadının göğsünde mi yoksa kafalarda mı?
Eğer göğüslerdeyse,bütün müzelerimizde bulunan çıplak erkek heykellerini kaldıralım yada üzerlerini giydirelim.
Eğer özgürlük sanatta değilse,ülkemize PİCASSO'nun resim sergisini,lEONARDO DA VİNCİ'nin mekanik sergisini getirmeyelim.Getirmiş olsakta çocuklarımızı buralara götürmeyelim.
Ama yok özgürlük kafalarda ise,siz önlerine sunun isteyen istediği gibi algılasın.
Ben İznik gibi bir medeniyet ilçesinde doğmuşve büyümüş olmakla,sanatın bu kadar içinde yaşamış olmakla,özgürlüğün kafalarda olduğuna inanmakla gurur duyuyorum

Yasemin Gürtürk

Etiketler:

27 Kasım, 2006

KÖPRÜDEN ÖNCE SON ÇIKIŞ

Nereye gidiyoruz?Yaşadığımız dünya nereye gidiyor? İnsanlık nereye gidiyor?Biri biliyorsa lütfen banada söylesin.
Ana haber bültenleri artık bir magazin programına mı dönüştü?Kim hangi diyeti yaparak ne kadar kilo verdi,kim neresine estetik yaptırdı,kim bilmem nerde nasıl eğlenceli iftar sofraları kurdu,kim nerede bilmem ne.......?Hastalıklı bir toplum haline mi geldik,yoksa toplumu daha çok hastalıklı yapmak için uğraşanlar mı var?Açlık sınırı en alt düzeylere gelen bir ülkede, işsizliğin had safhalara ulaştığı,kapkaçın çoğaldığı,uğuşturucunun küçük yaşlara kadar indiği bir toplumda ,tecavüzlerin,boşanmaların,hatta ensest ilişkilerin mide bulandırdığı bir toplumda yaşamak zorunda kaldığım için utanıyorum.
Sadece bunlar mı?Tabiki hayır.Trafik almış başını gidiyor.Ehli olmayan kişilere ehliyet verilmesi,her arabada bir kişinin olduğu,sağa dönecek şoförün sol şeritte yol alması,arkadan gelen trafiği düşünmeden yol ortasında taksicinin müşteri alması.Başka mı?Galiba başlarsam şikayet edilecek o kadar çok konu var ki.
Yine dönelim televizyonlara.Bu kadar kirlenmenin içinde haberlerde gördüğüm bir düğün beni iyice çileden çıkarttı.Sinirlerin altüst mü yoksa üstalt mı oldu karıştırdım.Sesi iyice tizlere kadar çıkabilen yurdumun erkek şarkıcısının başından dökülen dolarlar yetmiyormuş gibi(ki bu bile bana göre büyük görgüsüzlüktür),kaseyle altın döküldü.
Ey düğün sahipleri!
Bu kadar açın, yoksulun, işsizin olduğu bir toplumda böyle görkemli düğün yapıyorsunuz.Sonrada utanmadan dolarları,altınları havada saçıyorsunuz.Böyle yapacağınıza; iki öğrenciye burs verseydiniz olmaz mıydı.Bir dializ hastasına yardımda bulunsaydınız,bir engelli vatandaşımıza tekerlekli sandalye alsaydınız, evine yavan ekmek bile götüremeyen babanın çocuklarına yiyecek alsaydınız,odun kömür alsaydınız v.s.(sayılacak o kadar çok şey varki)olmaz mıydı.
Siz sanatçı beyefendi!
Gevrek gevrek gülerek altın kasesinin altında durup, başınızdan atılmasını, başınızı eğerek bekliyeceğinize ,bir ilke imzanızı atarak bunu eğitime yada mor çatıya bağışta bulunmaları için düğün sahiplerini ikna etseydiniz olmaz mıydı?
Vah güzel yurdumun insanları.Nereye gidiyoruz?Bu kadar çirkinlikler daha ne kadar rezalete dönüşecek.
Vakit geçmeden köprüden önce son çıkışı kullanın lütfen.

Yasemin Gürtürk

Etiketler:

24 Kasım, 2006

BİRGÜNÜN ÖĞRETMENİ DEĞİLSİNİZ

Bugün öğretmenler günü.Bütün öğretmenlerimin(okutmuş yada okutmamış olsun)bu günlerini kutluyorum.
Sabahtan beri görsel medyada öğretmenler günü kutlamaları yapılıyor.Emekli ve çalışan birkaç öğretmeni sunucunun karşısına oturtup anılarını anlatmalarını istiyorlar.
Sevgili öğretmenlerimiz de; mesleğe ilk başladıkları zamanki anılarını anlatıyorlar.Hala o heyecan ve istekle.
Sormuyorlar ki şimdiki hallerini,sormuyorlar ki maaşlarını,enflasyonun altındaki ezilmelerini,sormuyorlar ki içlerinde ne fırtınalar koptuğunu,sormuyorlar ki hala beyinleri dingin olarak mı okulda ders verdiklerini,sormuyorlar ki bu kadar çocuğu siz yetiştirdiniz,milletvekili yaptınız,başbakan yaptınız,profesör yaptınız,Onlar size ne yaptılar?Sormuyorlar ki emeklilikten sonra bir köşede ne yaptıklarını.
Ama öğretmenlerimizin içinde hala köy enstütülerinden kalan kıvılcımlarla dolu,hala mesleğe ilk başlamış gibi hatıraların canlandığını görüyorum.
Başı dik,hafızası dolu öğretmenlerim.Sizlerin sayesinde bugünü yaşıyoruz.
Sizler sadece 24 Kasım öğretmenleri değilsiniz.Sizler hergün eli öpülesi,bilgi hazinesi,gelecek nesilleri yetiştiren insanlarsınız.
Bütün günler sizin.Ellerinizden affınıza sığınarak öpüyorum.Mağrur başınız dik dursun.
Yasemin(Karaoğlu)gürtürk

Etiketler:

03 Kasım, 2006

Kulaklarımı tıkayıp olanca sesimle haykırırken,oğlumun omuzlarımı sarsmasıyla kendime geldim.Hıçkırıklar kendiliğinden çıkıyordu.Kelimeler boğazımda düğümleniyor.Bağırıyorum,haykırıyorum.
Canım Türkiye'min ne hale geldiğini görmek,gerçekten çok üzücü.Hani insan hakları,hani yaşama hakkı,hani kanunlar.İsyan ediyorum.Kim verecek bunun hesabını?
Çocuğunu cami avlusuna bırakanlara,bakamıyorum deyip çocuk esirgeme kurumuna verenlere,aşkı uğruna evlatlarını terkedenlere,eve üç kuruş para getirsin diye sokakta mendil sattıranlara kızdığım bir zamanda böyle minicik,masum bir bebeğe kötülük yapanlara karşı duygularımı kaybettim.Düşüncem,kelimelerim kısacası beynim dondu.
Geleceği daha 17 aylıkken, iğrenç insanlar tarafından karartılan bir BEBEK.Yıllarca doğuran mı,büyüten mi annedir?diye tartışmalar yaparken bu kim ?Bu anne olmaya layık mı?
Peki ya bu eylemi yapanlara ne demeli.Kelime haznemi zorluyorum ama bulamıyorum.Hangi kelime vardır ki en ağırını kullanayım diye, ama yok bulamıyorum.
Daha 17 aylık ,ağzında emzikle masum gözlerle bakan bir bebeğe alkol veren,uğuşturucu veren,sapık arzularını minicik bedende fiile geçiren iğrençler,manyaklar,sapıklar...........
Uyan insanlık.Üzerine serpilen ölü toprağını at.Nereye gidiyoruz,bize ne oluyor.İnsanlık duygularımızı tekrar gözden geçirmenin vakti geldi.
Ben kendi adıma bebekten özür diliyorum.Sen istemedin böyle bir dünyaya gelmeyi.Seni kirletenleri ben lanetliyorum.Bütün insanlığında böyle yapacağını ve seni yalnız bırakmayacağını biliyorum.
Ağlama bebek,
Piyanonun siyah tuşlarında hüzün varsa,
Beyaz tuşlarında mutluluk vardır.

Etiketler:

25 Ekim, 2006

RUGAN AYAKKABILARIM
Bir tatili daha geçirdik.bayram tatili diyemiyorum,çünkü eski bayramlar gerçekten ''bayram''olurdu.
Günler evvelinden hazırlanan tatlılar,yemekler;sanki hiç yapılmayacakmış yada hiç kirlenmiyecekmiş gibi yapılan temizlikler ve alışverişler.
Rahmetli dedemin aldığı rugan ayakkabılarımı hatırladım.Üzerinde metalden düğmeleri olan bilekten bağlırugan ayakkabılarımı.O kadar heyecanlanmıştım ki kaybolmasın diyemi bilemem uyurken yastığımın altına koymuştum(daha sonra öğrendimki bütün çocuklar aynı şeyi yaparmış) sabah bulabileğim diye.beyazın üzerine çiçek desenlirobadan büzgülü elbise diktirmişti canım annem.Saçlarım uzun ama küçük hanımefendi edasıyla topuz olarak toplanmıştı.
Cevizli lokumların bolca bulunduğu sabah kahvaltısının ardındanbayramlaşma merasimibaşlamıştı.Annem ve Babam ayakta yanyana durmuş sırayla büyükablam sonra küçük ablam ve en son ben ellerini öpüyoruz(el öpen sıraya geçiyor büyüklük sırasına göre).Harçlıklarımız veriliyor.Daha sonra sırayla aile büyüklerinin evlerine ziyarete gidiyoruz.Her evde değişik tatlılar mendillere sarılmış bayram harçlıkları.Ve sonraki benim için en büyük heyecan;çünkü ancamın oğluyla bayram yerine gidiyoruz.Salıncaklar, dönme dolaplar,
pamuk helvacılar,uzun sopalar üzerinde yürüyen adamlar.cambazlar.En güzelide yazlık bir bahçeye kurulan beyaz küçük bir perde.En ön sıraya oturuyoruz başlıyor gösteri zilin sesinden sonra;''_merhaba karagözüm''
''_al sanada bir maşrapa''
Çocuk kahkahaları yükselen bir gösterinin ardındaneve dönüyoruz.Bayram harçlıklarımı sayıyorum kaç liram kalmış acaba?
Ne güzel tatlardı o çocukluğumdaki bayramlar.Hala duymak istiyorum ama o kadar geride kaldı ki.Yaşatmaya,çocuğuma da öğretmeye çalışıyorum ama ne kadar başarılıyım bilmiyorum.ancak bunu torunlarım olunca bizi ziyarete gelince anlıyacağım galiba.
Büyükler birbir aramızdan ayrılırkensonbahar hüznü gibi ben o bayramları özlüyorum.Tatile gittik demediğimiz bayramlara.....
Yasemin Gürtürk
25 ekim 2006

Etiketler:

12 Ekim, 2006

Bu sabah büyük bir heyecanla uyandım.Uzun zamandır hissetmediğim bir heyecandı bu.Önce saçımı boyadım,sanki bugün dünden daha bakımlı olmam lazımmış gibi,sonra bilgisayarımın başına geçip artık benimde bir blogum var buraya bugün ne yazabilıirim acaba diye düşünürken dahada heyecanlandığımı farkettim.Sanki genç bir kızın ilk aşık olduğu,ilk topuklu ayakkabı giydiğim zaman duyduğum heyecan,düğün gününde elimin ayağımın titremesi,oğlumu ilk kucağıma aldığım anki duygularım gibi bir heyecan.Düşündüm acaba ne var bunda bu kadar diye.Sonra bir durdum ve hissettim .Bizim çocukluğumuzda bezden bebeklerin olduğu,bir kilim bir tarak ve bir bebekle oynadığımız evciliklerin yerini, kırklı yaşlarımın sonunda biigisayarlara dönüştüğünü ve benimde önceleri ekranına aval aval baktığım ama şimdi klavyede birşeyler yazdığımı farkettim.Galiba heyecanım bundandı.İşte birgüne böyle başladım.Günaydın dünya ,günaydın insanlar,günaydın çiçekler,böcekler,herşeye günaydın.Bugün ben çok heyecanlıyımve banada günaydın yeniden uyanıyorum.

Etiketler: